Asabiyet

Ekim 7th 2010 | Sayfayi Yayinlayan admin

Mustafa Topkara
Psikolog \ Yazar

 


“Ben sinirli biriyim!”

Sinirlilik, asabiyet bir karakter özelliği olarak görülür ve bu nedenle de çözülemez bir sorun algılanır. “Bu benim huyum, değişemem!” diyerek konuyu kapatır öfke sorunu olanlar ve çevresindeki pek çok kişi de durumu bu şekilde kabul edip, sinirli olan kişinin davranışlarına takılmadan yaşamaya çalışır. Ancak süreç takılmadan yaşanma olarak gerçekleşmez, bu tepki biçiminin de sonuçları vardır ve zamanla kendini gösterir.

Öfke sorunu, “Benim huyum bu!” denilip kapatılacak bir sorun değildir. Öfke sorunu olan kişi, bu davranışlarını ilişkilerine yansıttığı sürece sorun yaşayacaktır. Bu sorundan hem kendisi hem de karşısındaki zarar görür.

Sinirli ya da asabi biriyle ne tür bir ilişki yaşarsanız yaşayın, onunla zordur. Yüksek ses tonu, suçlama, yargılama, hakaret hatta şiddete kadar varan tepkiler kendini gösterir. Öfke sorunu olan kişiler, şiddet kullanmasa, hakaret etmese de, her öfke nöbetinde karşısındaki kendini “tehdit” altında hissedecektir, kendini koruma ihtiyacı hissedecektir.

Öfke sorunu olan kişinin muhatabı kendini tehdit altında hissettiği için geliştirdiği kendini koruma ihtiyacı davranışlara şu şekilde yansır; ya aynıyla karşılık veren bir davranış ortaya çıkartır ve normalde öfke sorunu olmayan birinden öfke davranışları görmeye başlarsınız, ya da öfkenin ortaya çıkmaması için öfkeleneceği düşünülen olay, yalanla, saklamayla kapatılır. Öfkeye muhatap olanların en sık kullanılan savunma mekanizmalarından biri, öfkeye yol açacak sorunun sinirlik kişiden gizlenmesidir. Bir başka savunma davranışı ise öfkeli kişiye karşı duyarsızlık geliştirmektir. Öfke davranışlarını, sözlerini umursamamaktır. Yine bir başka savunma davranışı ise, attan alma, öfkeli kişiyi sinirlendirecek durumlardan kaçınmaktır.

Öfke davranışına karşı geliştirilen bu savunmaların, ilişkiye yansıyan olumsuz neticeleri vardır. Yalan ve gizleme davranışları, ortaya çıktığında, öfke sorunu yaşayan kişinin daha fazla güvensizlik hissetmesine neden olur. Güvensizlik duygusu ise daha fazla öfke demektir.

Öfke durumunun ortaya çıkmaması için, sorunu yaşayan kişinin her dediğinin, her isteğinin yapılması yani alttan alınması, öfke sorunu ortadan kaldırırken, iki yetişkin ilişkisini, bireyler arasında kurulacak eşit ilişkiyi ortadan kaldırır. İlişki ebeveyn-çocuk ilişkisine döner, bu ilişki biçimi karşı cins duygularını iki tarafta da köreltir ve uzun vadede ilişkiyi tüketir.

Öfke davranışlarına duyarsızlık geliştirmek, duyarsızlık geliştiren kişinin, hayatındaki pek çok kişiye, pek çok duruma karşı bunu geliştirmesine neden olur. Bir süre sonra duygularını hissedemez olur. Kendini içten içe gergin ve huzursuz hisseder. Öfke sorunu olan ise, duyarsızlık karşısında, umursanmadığı, önemsenmediği hissini yaşar, bu duygular zamanla daha da artan bir öfke ortaya çıkartır.

Öfke davranışına nasıl bir savunma geliştirirseniz geliştirin, size olumsuz olarak geri döner. Bu sorun çözülmediği sürece, hem öfke sorununu yaşayan kişi hem de karşısındaki kişiler yıpranır.  

Neden öfkeleniyoruz?

Peki, neden öfkeleniyoruz? Kontrol altına alınabilir mi öfke? Bu değiştirilebilir midir?

Asabi, sinirli olma durumunu, doğuştan gelen bir duygu olarak görmek onu doğru algılamamaktır.

Öfke, karşımızdakinin bize hissettirdiği bir duygu değil, bedenimizin kendini koruma içgüdüsüdür. Kendimizi tehdit altında hissettiğimiz durumlara karşı, organizmamızda oluşan savunma amaçlı bir reflekstir. Öfke bir duygu değil, içgüdüdür. Bu yorumun altının çizilmesi gerekir, çünkü öfke sorununun anlaşılmasında ve öfke davranışlarının ortadan kaldırılmasında bu yorum önemlidir.

Organizmanın kendini fiziksel olarak tehdit altında hissettiği zamanlarda kendini korumak için ortaya çıkan bu içgüdü, nasıl oluyor da gündelik ilişkilerde, iletişimlerde kendini gösteriyor? Ortada kavga yok, gürültü yok, bu tehdit durumu nereden geliyor?

Sinirlilik ya da asabiyet burada kendini gösteriyor…

Sorun, kişinin öfke davranışlarını geliştirmesine gerek olmayan bir durumda bu davranışları sergilemesidir. Fiziksel açıdan kendimizi tehdit altında hissettirecek bir durum olmamasına rağmen, öfke ve öfke davranışlarının oluşmasıdır. Öfkeyi gündelik ilişkilerde sorun haline getiren nokta da burasıdır.

Yukarıdaki sorunun cevabı, gündelik ilişkilerimizden beklentilerimizle ve bu ilişkilerde hissettiğimiz duygularla ilgilidir. Fiziksel açıdan varlığımızı korumak bizim için ne kadar önemliyse, buna ihtiyaç duyuyorsak, toplum içindeki kişisel varlığımız da bizim için bir o kadar hayatidir, önemlidir. Orada ortaya çıkacak olumsuz durumlar, zihin-beden birleşmesi nedeniyle iç dünyamız tarafından tehdit olarak algılanır. İnsan sadece bir organizma değildir. İnsan olmak denilen durumla ilgili kendimizde geliştirdiğimiz her şey organizma yapımızla bütünleşiyor ve varlığımıza dâhil ediliyor. Kendini değersiz hissetmek, bir yakınını kaybetmek fiziksel olarak kendimizi tehdit altında hissettiğimiz bir durumla eşdeğer hale geliyor. Aynı korkuyu, kaygısı, acıyı orada da yaşıyoruz.

İnsan olma sürecimizde kendimizde geliştirdiğimiz, öğrendiğimiz duygular organizmamızdaki temel duygularla, içgüdülerle birleşiyor ve kompleks bir hale geliyor.

Örneğin
; kendini değersiz hissetme duygusu, daha temel başka bir duygunun türevi olarak ortaya çıkıyor…

Kendimizle ilgili olumsuz duygular hissetmek, kendimizi tehdit altında hissetmemize neden oluyor, bu duygu durumu kendimizi koruma refleksini harekete geçiriyor ve öfke ortaya çıkıyor. Bu yüzden; endişe, korku, kendini değersiz, yetersiz, eksik hissetme, söz ve davranışlarla tehdit edildiğini hissetme, beklentilerin karşılanmaması gibi, kişinin canını yakan, acı veren duygular, insan organizmasında fiziksel tehdit olarak algılanır ve bu tehditten korunmak için öfke ortaya çıkar. Ortada gerçekten bir tehdit varmış gibi fizik bedenimiz harekete geçer. Kan basıncı yükselir, metabolizmanın çalışması hızlanır, deri tepkileri, göz hareketliliği gözlenir ve başkaca fiziksel öfke belirtileri kendini gösterir. Bu fiziksel tepkilerle birlikte, kişi tehdit edildiğini hissettiği duruma karşı savunma geliştirmiş, gardını almış olur. Yükselen ses tonu bu durumun ilk habercisidir.

Bazı kişilerde sürekli yüksek ses tonuyla kendini gösteren bu kendini koruma durumu;
bazı kişilerde de olumsuz duyguları hissettiği zamanlarda kendini gösterir. Kişi kendine acı veren, kötü hissettiren durumlarla karşılaştığında “birden parlar ve hemen söner.”

Birden parlamak ve sönmek, gündelik dilde sık kullandığımız bir tabirdir. Öfke ortaya çıktığında, kişi sergilediği davranışlar ve ses tonuyla karşı tarafa kendini tehdit altında hissettirir. Asıl tehdit altında olan öfke sorunu olan kişinin karşısındaki kişidir. Sinirli kişi, verdiği bu tepkiyle içindeki rahatsız edici duygudan kurtulduktan sonra öfke durumu ortadan kalkar
.

Çoğu zaman, öfke anında karşımızdakini rahatsız edecek tepkiler geliştiririz. Bunun nedeni kendimizi tehdit altında hissetmemizdir. Kişi kendini tehdit altında hissettiğinde gözü hiçbir şeyi görmez. Sadece kendini düşünür ve tehdit hissettiği sürece de bu durum devam eder. Öfke sorunu olan kişiyi, karşısındakini incitecek, kıracak kadar benmerkezci hale getiren, içinde hissettiği o tehdit hissidir. Normalde asla yapmayacağı davranışları, bu duygu durumundayken sergiler. Bu hepimiz için geçerlidir. Kendimizi tehdit altında hissettiğimiz zaman bizim de gözümüz hiçbir şey görmez, kendimizi korumaya kalkarız. Asabi kişinin sorunu tehdit olmadığı halde böyle algılamasıdır durumu.

Öfke boşaldıktan sonra, öfke davranışını geliştiren suçluluk hisseder, yaptığından pişman olur. Pişman olur, çünkü kendisine sergilenen davranışın karşılığı öfke değildir. Kimsenin ona saldırdığı, zarar verdiği, onu tehdit ettiği yoktur. Öfkeye neden kapıldığını anlayamaz, ancak bir kez olmuştur.

Suçluluk duygusu asabi kişiyi öfkeye götüren rahatsızlıklarından vazgeçmesine neden olur. Bu önemli bir sorundur. “Haklıyken haksız duruma düşmek” olarak deyimde yer bulur. Kişide öfke oluşturan, yaşadığı olumsuz bir duygudur. Misal, kendimizi değersiz hissettirecek bir davranışla karşılaşmışızdır ve hissettiğimiz bu duygu öfkeye dönüşmüştür öfke sorunu olan kişilerin ortak özelliği duygularını tanımamalarıdır. Korku, endişe, değersizlik, yetersizlik, beklenti vs kendimizi kötü hissettirir. Hissedilen bu duygularla öfke arasında o kadar hızlı bir geçiş vardır ki kişi bunu göremez. Yani karşı tarafın davranışının değersizlik duygusu hızla öfkeye dönüştürülür bilinç tarafından. Bunun nedeni kişinin bu olumsuz duyguları kabul etmemesidir. Bu duyguları reddeder çünkü acı verir, kişiye kendini kötü hissettirir. Kişi acıyı reddettiğinde bunu öfkeyle geri püskürtür.

Öfke durumu bir anlamda karşı tarafa “Bana kendimi kötü hissettiremezsin.” Mesajıdır bu anlamda. Acının reddedilmesi nedeniyle ortaya çıkan olumsuz duyguların öfkeye dönüşümü, küçük yaşlarda geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıdır. Acıyı reddeden çocuk, ona acı verecek her duyguya karşıya, kendisine bu duyguları hissettirecek her davranışa karşı öfke geliştirir ve sonraki yıllarda bunu tüm ilişkilerine geneller. Yıllar geçtikçe savunmalar derinleşir. Kişide olumsuz duyguların öfkeye dönüştürülmesi o kadar otomatik bir seyir alır ki kişi bunu görmez olur. Kendine acı veren, kötü hissettiren duyguları bilmez olur. Hissedebildiği birkaç duyguyla yaşar hayatını, bu da kısır bir duygusal dünyadır. Bu dönüşüm, karşımızdakinin, kendimizi kötü hissettiren, acı veren davranışlarına karşı kendimizi ifade etme imkânını ortadan kaldırır. Hem bu duyguyu bilmeyişimizden, hem de farkında olsak da öfkemizin yarattığı davranışların karşı tarafa verdiği zarardan dolayı kendimizi suçlu hissetmemizden, kendimizi ifade edemeyiz. Etsek de bunun karşımızdakinde bir anlamı olmayacaktır. Çünkü o da öfke davranışımızın yarattığı acıya gömülecek ve bizi duymayacaktır. Bu nedenle, öfke sorunu olan kişiler ilişkilerindeki hiçbir sorunu çözemezler, çünkü kendilerini hiçbir noktada ifade edemezler. Etseler de anlaşılmazlar. Aynı davranış sorunlarını bu nedenle sürekli yaşarlar.

Öfke davranışı
; doğuştan gelen sinirsel bir durum değil, kişinin duygularını ifade ettiği bir dildir. Kişi, kendini koruma içgüdüsünü duygularını ifade etme dili olarak kullanmaktadır, sorun budur. Öfkeyi ortadan kaldıracak olan, duyguların ifade edilmesidir.

Öfkeyle kendimizi ne kadar ifade edersek edelim, kendinizi ifade etmiş hissetmeyiz. Karşınızdakine ne kadar bağırıp, çağırsak da, konuşma bittikten sonra içimizde rahatlama, kendimizi ifade etmiş olmanın huzurunu hissetmeyiz. Hep bir eksik kalır içimizde. Eksik kalır, çünkü duygularımız bizde kalmış, ifade edilmemiştir. Öfke davranışlarımızla sadece karşımızdakinden kendimizi korumaya çalışmışızdır. İçte kalmış bir sürü duygu ve öfke davranışımızın yarattığı suçluluk duyguları içimizde döner durur.

Asabiyet ortadan kaldırılamaz gibi görülse de gerçek böyle değildir. Öfke, yukarıda da belirttiğimiz gibi karşımızdakinin bize hissettirdiği duyguyu kendimiz için hissedilmemesi gereken, zararlı, kötü bir şey olarak görmemiz, bu nedenle duygu reddetmemiz sonucu oluşur. Sorunu çözecek olan şey, kişinin duygularını tanıması ve bunları ifade etmesidir.

Öfke,
bastırılması gereken bir duygu değildir. Bunun yapılması kişide büyük hasarlar oluşturabilir. Kişinin, kendi duygularını tanımadan, bu duyguları ifade etmeksizin öfkeyi bastırmaya çalışması nevrotik belirtiler yaşamasına neden olur. Hissedilen duygu, kelimeyle karşı tarafa ifade edilmek yerine, öfke davranışlarıyla dışarı atılmaktadır. Öfke davranışını bastırmak, hissedilen duygunun içeride kalması demektir ki bu, kişinin bu duygularla yaşaması, kendini sürekli kötü hissetmesi anlamına gelir, bu durum nevroz yaratır.

Hepimizde olan duygular, asabi kişilerde de vardır. Sinirlik kişi, bu duyguları içinde fark etmeli, derinliğini hissetmelidir. Endişe, korku, değersizlik, kendine güvensizlik, kendini güvende hissetmeme, beklenti gibi daha pek çok rahatsız edici, acı veren duyguları tanımalıdır. Bu duygularını tanıdığında, kendini ifade edebilir. İfade edildiğinde ise öfke ortadan kalkar, öfke davranışlarına gerek kalmaz.

Öfke sorunu olan kişi “Ben bunun zararını görmüyorum”
gibi algılasa da durum böyle değildir gerçekte. Asabiyet, kişinin hem fizik bedeninde hem de psikolojik yapısında sorunlara yol açar. Ayrıca ilişkilerini sorunlu yaşamasına neden olur. Bu da yine sorun olarak hayatını daha sıkıntılı yaşamasına neden olur.  

Sorunun çözümü kabulle başlar. Öfke sorunu olan pek çok asabi kişi, bunu gerçekte bir sorun olarak görmez. “Benim karakterim bu!” Sözü, sorunun reddedildiğini gösterir. “Karakterim bu!” cümlesi, bir yandan bu durumu bir sorunmuş gibi gösterirken gerçekte kişi bunu sorun olarak görmemekte, içindeki suçluluk duygusundan dolayı böyle söylemektedir. Diğer yandan değişemeyeceğini söyleyerek aslında bunu bir sorun olarak algılamadığını ifade etmektedir.

Öfke sorunu çözümlenebilir bir sorundur. Sorunun çözümü için psikolojik yardım almak gerekir. Kişinin kendi başına bu sorunu çözmesi zordur.

 

Bu Kategoriye Ait Diger Icerikler

Hep Beklenilen Beyaz Atlı Prensin Prensesi Olmak, Prenses Gibi Yaşamak!

Tayfun Aysal Kişisel Gelişim Uzmanı \ Yazar     Kadınlar doğaları gereği ve içinde yetiştiğimiz kültürün de etkisinde kalarak, çocukluklarından ve genç kızlık çağlarından itibaren sürekli, beyaz atlı bir prensin gelip kendilerini alıp götürmesini [...]

İyi Bir İlişki için; Kadın Erkekler Kimliklerinden Kurtulun

Mustafa Topkara Psikolog \ Yazar             Çevremizle kurduğumuz tüm iletişimlerde, genelde, o kişinin duygularıyla, düşünceleriyle, kendisiyle değil de onun sahip olduğu kimlikleriyle ilişki kuruyoruz. Nadiren, o kişiye bir kimlik atfetmeyip, onu sadece bir insan olarak [...]

Planlama

Oğuzhan Dogani         Yönetim / İş Yönetimi Bireysel Gelişim Uzmanı / Yazari         Planlama nedir? Ne İşe Yarar? Ne Yapar? Planlama; işyerinin mevcut durumuyla, mevcut çalışanlarıyla mevcut araç ve gereçleri dikkate alınarak [...]

Ruh Sağlığı ve Stres

Ataner Yıldırım   Kişisel Gelişim Uzmanı \ Yazar               Yeni umutlarla yeni bir yıla girdik. 2011 yılı kutlu ve mutlu olsun. Sağlıklı olanın umudu, umudu olanın her şeyi vardır. Stres ve depresyon,kişisel gelişim ve sağlığımızın önündeki en önemli bir [...]

Atatürk Kimdir?

  Ataner Yıldırım   Kişisel Gelişim Uzmanı \ Yazar       Hiçbir mazeret, başarının yerini tutamaz. Sıradan bir insanın öne sürdüğü tüm mazeretler, başarılı insanlar tarafından ileri [...]

Yorumlara kapali.